.

02:26.

But you’re gonna have to hold on.

yarın finalim var.

You’re gonna have to hold on,

uzandığım yerin tam karşısındaki dolapta bir ayna var.

You’re gonna have to hold on,

sakallarım uzamış, saçlarım kirli, gözlerim kanlanmış.

hold on,

uyukluyorum.

hold on.

korılayn

http://www.ankthepot.net/?p=47

http://www.ankthepot.net/?p=45

geldi sonunda. izledim.

filmde ne göreceğimi, konusunu, olayları biliyordum sonuçta ama neden bilmiyorum şöyle düşünürken buldum kendimi:

bişeyleri yeterince kurcalarsan, sorgularsan, hakkında söylenirsen, değiştirmeye çalışırsan, olduğundan daha kötü hale getiriyorsun. “varmıyor” bir yere.

çok fazla işlenmiş, artık klişe olmuş bi konu, ama öyle, düşünmüş bulundum.

içinde shadows ve ride geçen bişeyler var bununla ilgili ama, çok fazla bahsi geçti buralarda, fanboyluğun alemi yok.

28 mayıs [ ]

1 haziran [ ]

4 haziran [ ]

5 haziran [ ]

herşeyi yapıcam, hepsine yetişicem dedim ya, onu deniyorum.

keç ap

ketçap ehe mehe diye espri yapmak değil maksadım, uzun süredir (hem gerçek yaşam, hem internet) ortalıkta yoktum. “keç mi ap” maaaanasında o.

“All right… It’s Saturday night. I have no date, a two liter bottle of Shasta and my all Rush mix tape. Let’s rock!”

işte bunu yaptım. cumartesi günü oturduğum team fortress 2 nin başından bu gece kalktım. aradaki molalar: yemek, tuvalet, kola doldurma.

evet, finaller öncesinde gerçekten de çok gerekliydi böyle bişey yapmam ama, yaptım işte.

neyse, havamı da attıktan sonra “keç mi ap” kısmına dönelim işlerin.

taşodadan beri bir garip hallerdeyim. o hafta cuma günü genel kurul vardı. yeni yönetim kurulu seçildi falan.

sonraki hafta da geriye kalan son 2 etkinliğimi atlattım. aya irini ve rock&caz konseri.

rock caz konserinin tam ortasında, 3 koro birden sahneye çıkarak u2 - still haven’t found what I’m looking for söylediler. bütün bi sene, ne korofestten sonra, ne genelkuruldan sonra ne başka bişeyden sonra izlememiş bi insan olarak benim gözlerim doldu ya o an, bi garip oldum, o an bi böyle huzur indi tepemden. salonun en arkasına karanlığa çekildim miyyy, fırk fırk diye dinledim onları. sonra üç şef kucaklaştı falan bi sırıttım, fiti fiti diye yaramaz çocuk havasında balkona çıkıp sigaramı içtim.

evet görünürde olaylar böyleydi. ve evet daha önce bin kez söylediğim gibi “bitti”.
o bitti ama, bi mallık geldi bana. bayaa böyle “numb” dedikleri histen var üzerimde. o kadar bişeylerin içinde koşuştururken şimdi bi adım geri çekilmiş izliyorum gibi geliyor. ne olursa olsun benim çok dışımda gibi.

finaller mi var? vardır.

şu mu olmuş? olur.

bu mu olmuş? mümkün.

hem iyi bişey hem kötü, böyle şey gibi, çalışıp çabalayıp sonra hehe bunu biz yaptık diye (denize taş atıp sonra bu dalgaların sorumlusu benim diye) izlemek gibi bi yandan, bi yandan da kontrolsüz bi his, 2.5 yılını sürekli aklında bişeylerle, yarınını planlayarak geçirdikten sonra bi anda öğlen 3-4 gibi uyanınca bi saçmalık oluyor üzerinde.

eee? diye uyanıyorsun. şimdi ne yapıyoruz?

hiç bir şey. hiç bir şey yapmıyorum. vakit öldürmek bile değil yaptığım, onda bile bi plan bi program var, hah şimdi 2 saat oyun oynayayım sonra şunu yaparım diye, benimki aptallık artık. “ee oyun da oynadım? hadi film izleyeyim. e bitti? e bi tane daha izleyeyim! e o da bitti? blog yazayım? uyuyayım bari hmm.” diye gidiyor.

bir de canımı sıkan şey var. hani böyle çok yoğunken hep karşına vakit ayırmak, peşinden koşmak isteyeceğin şeyler çıkıyor ya. vaktin olunca olmuyor onlar. ya da farketmiyorsun.

neyse, amaçsızlık fena bişey özetle.

ayrıca kafama sıçayım, verandada oturup göbeğini kaşıyarak kahvesini içen adam olmak istiyordum, oldum. hala söyleniyorum.

evet, bunlardan birinde kafasında hasır şapka ile ayaklarını trabzana uzatmış göbeğini kaşıya kaşıya uyuyan ve “pezevenkteki keyfe bak” dediğiniz bir insan görürseniz ilerleyen yaşantınızda, bilin, o ben olucam niyehehe.

ozan blog yazmaya başlamış, oley. adresini şimdilik vermeyeceğim, zira kendisi bok gibi şu günlerde, şimdilik paylaşmak istemeyebilir. (özel bişey yok henüz ama, kısmet, yazmak isterse de yazabilsin, istediğine versin) birlikte bunalımlardan bunalımlara sürükleniyoruz.

ozan, bunu okuyorsan amınakoyim. (blogdan selam söylemek ne garipmiş)

bizim bi geyiğimiz vardı, böyle kayış bir yerden koptuğu zaman “aya gidiyoruz aya” diye geyik yapıyorduk. 1 haftadır aydayız.

Why does my heart
Feel so bad?
Why does my soul
Feel so bad?

These open doors

taşoda

buraya taşodada ne kadar çok yorulduğum, metalcilerin ve twin pedalların ibnelikleri, sorumlu olarak katıldığım son taşoda olmasına rağmen pek bir sorumluluk almadan hatta hiç almadan bol alkollü bol eğlenceli bir taşoda geçirdiğimi yazmıştım. sonra da bunalımlarıma girmiştim.

sonra publish dedim, kilitlendi falan, yazı yalan oldu özetle.

eh, çok da mühim bişey yazmamıştım zaten. (499 kelimeydi post ahah.) (sonradan ekleme: hoş bu da 330 falan oldu. eh. özet bi de.)

iyice özetle:

- garip bi hafta geçirdim, geçirmeye devam ediyorum. cidden garip. belgesel yapsalar bilim kurgu senaryosu gibi kalır, inandırıcı olmaz. ne kafalar. bişeyler oldu, sonra başka şeyler oldu. oha bu kadar denk gelemez öf, derken bişeyler daha oldu. kendi kendime gidip başıma 3-5 bela daha aldım. sonra bişeyler daha oldu. sonra başka şeyler de oldu. şu an HAHAHA ACIMADI Kİ! HALA DİRENİYORUM! diye bağırasım var camımı açıp gökyüzüne. meh.

- böyle arada çok fena ego yaparsam, götüm çok kalkarsa, kozmik dengeler bi şekilde o kalkanları benim içime içime koyuyor ya, hastasıyım.

- 10 gün sonra müzik kulübü bitiyor. oley bitiyor diye halay çekiyorum da, bir yandan da ne bok olacağını bilmiyorum. bişeyler daha bitti. yemin ederim neler olacağını, ne yapacağımı bilmediğim için korkuyorum, bilemedikçe de sinirleniyorum falan. ne için, kim için ne kadar uğraşmalıyım. ben ne olucam, ne yapıcam, ne yapmalıyım, ne yapmalıydım falan. sikeyim. boş kalmaktan çok sıkılmaktan falan korkmuyorum. bir şekilde başa çıkarım ama ne bileyim, denizli’den üniversite’ye ilk geldiğim gün gibi olacak benim için 22-23 mayıs. yeni bişeyler. bi daha sikeyim.

umarım iyi şeyler olur. önünü görememek çok sinir bozucu, çoook.

- hakan’ın okulu bitti amerika’ya yola çıkacak bu hafta, büyük ihtimal uzun süre gelmemek üzere. gelirse de askere gitmek üzere. meh. ozan - elvan seneye exchange. burak mezun. iki kere daha sikeyim.

- ay lav ozan’ın pikapı. ay lav plakların sesi.

- ay fak may fakt ap bilinç/biliçaltı. ay fak may sarhoşluk.

I was on the wrong page of the wrong book
With the wrong rendition of the wrong hook
Made the wrong move, every wrong night
With the wrong tune played till it sounded right yeah

elimden geleni yaptım. sanırım.

sigaramı içip yatayım.

akıl fikir

hani şu yılbaşında gençler gazdan zehirlenip ölünce

“AMA ONLARIN ÜSTÜ ÇIPLAKTI!”

diye açıklama yapan bi amca vardı, pek güzel küfür etmiştim kendisine, bilenler bilir, onlardan bir tane daha peydah oldu; bir kızcağız’ın kafası kesildi hani, parçalamışlar sonra bedenini de bir konteyner’in içine tıkmışlar, evet evet, merve.

onun arkasından da biri bir laf etmiş: “ANASI BABASI TAKİP ETSEYMİŞ!” diye.

resmi olarak söylemiyor da, “ee o kızı o saatte dışarıya gönderirsen olacağı bu işte, hıh” tavrı o da.

evet en antipatik göründüğü resmi bulmaya çalıştım.

evet en antipatik göründüğü resmi bulmaya çalıştım.

ayıp bu ya, gerçekten ayıp, utanın be. adam çıkıp ağladı “ben aşçı değil genel müdür olsam onu diyebilir miydi?” diye. diyemezdin di mi. hayır ne olursa olsun, kızın kafasını kesmişler, bedenini parçalamışlar, ailesi gidip teşhis edememiş kızcağızı arkasından ettiğin lafa bak ya. gerçekten içim eziliyor düşündükçe ya, denir mi öyle bir laf.

insan olmak o kadar zor değil be. empatiyi falan boşver bak, insan olmak diyorum bak. sadece o.

hayır, komikliğe gel, ellerinde şüpheli de var (ki ailesi hakkında birsürü birsürü dedikodu var, polisin zaten o ailenin peşinde olduğu v.s. v.s. gibi) ve BULAMIYORLAR. kaç gün oldu?

ey allahım, nasıl bir memlekette, kimlerle yaşıyoruz.

not: isteyen, ilgilenen için http://cerrahistifa.blogspot.com/

aimee mann, yine.

aimee mann şebnem ferah olsa da, sözleri çılgın depresyon olsa da, ay lav aimee mann, evet yine.

yetişicem ulan, her şeye yetişicem, hepsini birden yapıcam, herkese yeticem, hepsini yenicem. dönem bittiğinde de dönüp arkama bakıp “evet, işte böyle” diyip sigaramı içicem.

Say you were split, you were split in fragments
And none of the pieces would talk to you
Wouldn’t you want to be who you had been

çocuğumuz oldu

bitti.

naber?

bitti.

saçma sapan bir girişin ardından, tamamen birşeyler söyleme ihtiyacından ortaya çıkan bi yazı olucak bu. normalde bir teşekkür maili atmak istiyorum mail gruplarına ama hala sanırım fazlasıyla duygusal ve de yorgunum. 2 gün sonra okuduğumda saçma sapan geleceğini bildiğim için o mailin, buraya yazmak istedim.

bitti.

neler bitti? korofest bitti, korofest nasıl olacak acaba endişesi bitti. yarı yarıya hafifledim gibi, ama hala sersemim. bu gün deli gibi uyurken, sabah 8 de EYVAH GEÇ KALDIM diye yataktan kalktım. sonra açılıp bitti diyip tekrar yatağa girdim falan. telefonum neden çalmıyor diye uzun uzun bakıyorum telefona falan. burak odamdan aramadığı için iş yapamıyorum falan.

pazartesiden dün geceye kadar en uzun uyuduğum gece 5 saat, ve sadece bir kere oldu, sonra sırasıyla 2,4,2,3 falan diye gidiyor uyuduğum süreler.

yediğim yemekler: 2 kere sezar dürüm, geriye kalan her şey: soğuk sandviç.

festival süresince bana ulaşamadıkları, uzun konuşamadığım için, o an çok meşgul olduğum için kapattığım telefonlar için atılan tripler: orçun, hakan, kerem, zeynep, sinem.

bağırıp çağırdığım, azarladığım insanlar: gizem, başar, erdem.

başıma gelenler: 2 kere paslı demir ile elini kesme, 1 kere paslı zımbanın üstüne oturup postu deldirme, kıçının altından son 1 saattir 3-4 farklı insana arattığı monopod çıkması, muhtelif kereler açlık kaynaklı baş dönmesi ile yemek yeme gerekliliğini hatırlamak, teşekkür belgesi imzalarken yorgunluktan göz-beden koordinasyonunu kaybedip sigara ile kendini, kulüpte uyuma kaynaklı bel tutulması ve gün içerisinde koltukta oturur gibi yürüme. (belden kıvrılmış pozisyonda)

ve hala tetanoz değilim. yani sanırım. kendime not: belirtileri neler wikipedia dan kontrol et

bitti.

korofest fikri ortaya çıktığında geçen yazdaydık. daha “bişeyler yapalım ne yapalım festival yapalım koro festivali yapalım” yeni deniyordu. gazımız vardı o zamanlar.

gizem uygun bişey dedi dün, “ben o gün evlenip sevişseydim, bu gün çocuğum vardı”.

çocuk gibi korofest, sağlıklı, bi engeli hastalığı yok, ama hala daha çocuk, kendi başına nefes almaya yeni başladı, bir süre sonra da silkelenip ayağa kalkacak oraya buraya bulaşmaya başlayacak. çekmeceleri karıştırıp prize parmağını falan sokmaya çalışacak, biz de başına bi iş gelmeden daha da büyüsün kendi başına yürüsün diye başında bekliyor olucaz sanırım.

nilipek’in gelip de logoyu sonraki gün 2010 a gösterilmek üzere kağıda çizdiği gün bile dün gibi. yangın dolabına bıraktı falan.

yorulduk, baya yorulduk, ama dün gece 3 farklı olay yaşadım, çok garipti:

- dün korofest bittikten sonra kimseye görünmeden korayla çimlere gittim sigaramı yakıp sırt üstü ıslak çimlere uzandım, kahkahalara boğuldum sonra kalktım kulübe gittim.

- kulüpte bişeyler içtim, sonra bts arkasında tellere dayanmış gökyüzünü izlerken neler hissettiğimi anlatacak bişey bulamadım, sırf o yüzden bts nin etrafında koştum. (bts arkası, rektörlük, meydan, teras kantin, bts arkası, koşarak)

- dün odaya geldim, her şey bitmiş, herkes gitmiş evine. korofest in o ilk çizilmiş kağıt üstündeki logosunu gördüm. gözlerim sulana sulana uyudum sonra.

bitti.

onlar benim blog umu bilmiyorlar ama,  (siz de söylemeyin)

burak’a böyle bi fikirle bana güvenip, benim başkanlığımda çıkıp geldiği ve beni dahil ettiği bu müthiş şey için, müthiş bi insan olduğu için,

gizem’e bu kadar çok şeyi başka kimseye ihtiyaç duymadan halledebilmemizi sağladığı için,

başak ve melike’ye günü kurtardıkları için. hiç tahmin etmediğimiz işleri bi anda hallettikleri için,

can baycan ve kaan’a atölyeleri, bir bts dolusu insanı gün içerisinde bir kere bile düşünmemizi gerektirmeden halletikleri için,

tüm rehberlere ve diğer gerçek görevlilere(klasik koro koristlerine), canla başla çalıştıkları, olmayacak işleri oldurdukları ve konuklarla çıkan problemleri daha bizim haberimiz olmadan hallettikleri için,

teşekkür ederim.

bitti.

sanırım gerçekten üzerimdeki ağırlığın yarısı falan kalktı, bi garip hallerdeyim, hala koşmam gerekicek gibi geliyor, ama bitti.

hm

stresli/gergin olduğum zaman hayatı kendim ve etrafımdaki insanlar için çekilmez bir yer haline getiriyorum. sanırım.

küçük işlerin kahramanı olmak

bunu da yazıp yatıp uyicam. gerçekten.

böyle bişey var, cidden. en azından benim için. gelin anlatayım.

(burada nasıl anlatabileceğimi bulamayıp uygun şarkı seçerken, su içerken falan düşünüyorum.)

herkes hayatında saygı görmek, sivrilmek, birilerinin ismini bilmesini ister, bu yüzden fantazilerimizde süperkahramanlar var zaten. duvara tırmanabilmek gerçekten müthiş bir hayal değil, ya da uçabilmek. bunu başka aletlerle yapabiliyor insanlar zaten(uçak?) ama uçabilen, duvara tutunabilen biri olduğu zaman, bir şekilde “farklı” ya da “özel” oluyor.

neyse konudan sapıyorum, herkes isminin bir yerde geçmesini ya da ünlü olmayı bir yerde ister. ama şu var ki, ünlü olmak, ya da çok insan tarafından tanınmak özgüven istiyor bir yerde. bir yerde ismin geçince kızarıp bozarmamak çok da kolay bir şey değil aslında.

bu yüzden, hayatta “küçük kahraman”lar var bence. hatta müthiş bir laf edildi az önce haklarında “yardımcı oyuncular”. evet tam olarak böyle, “hayatın yardımcı oyuncuları”.

şöyle bir sahne hayal edin, bir kız sahil kenarında bir bankta oturmuş, canı çok sıkkın. önünden insanlar gelip geçiyor. gelip geçen insanlardan biri önünden geçerken kafasını çevirip kıza gülümsüyor. kız çok da umursamadan gülümseyerek karşılık verip düşüncelerine geri dönüyor. sonra süper yakışıklı çılgın yetenekli “başrol” oyuncumuz gelip bir anda kızın yanına oturuyor, tanışıp birbirlerine aşık olup bir anda mutlu bir hayata adım atıyorlar.

böyle bir hikayede o gülümseyip geçen insanın ne hikayeye ne oradaki insanlara ne de dünyaya hiç bir katkısı yok, gülümsediği için de ne onun hayatında ne de kızın hayatında hiç bir şey değişmeyecek. ama sırf orada kızın canının sıkkın olduğunu farkedip gülümsediği için ben garip bir anlam yüklüyorum o karaktere.

sabah yurdundan çıkarken tanımadığın, yüzünü bir daha görmeyeceğini, görsen de hatırlamayacağın insana kapıda selam verip kapıyı o geçerken açık tutmak gibi. geçenin köründe taksim’de yerleri süpüren kendi halinde amcaya çaktırmadan “kolay gelsin” demek gibi. taksiden inerken teşekkür etmek gibi.

yani bu “kibralık” gibi geliyor kulağa, ama demek istediğim tam olarak değil, yapsan da hayatında bir şey değişmeyecek,  yapmasan da, ama yapmayı seçiyorsun.

bi kahramanlık yapsa bile onun bahsi geçmeyince daha huzurlu olan insanlar bunlar.

ya tam anlatamadım gibi geliyor, ama anlayın siz ne demek istediğimi.

ben öyle olmaya çalışıyorum/olmak istiyorum sanırım işte, hiç bir zaman ortaya çıkıp “ben kahramanım” diyemeyeceğim, kendime o kadar güvenmeyeceğim, yaptığım ne olursa olsun kahramanlık olduğunu düşünmeyeceğim (bir gün bir ümit yapsam bile bir kahramanlık) ama hep kendi hayalgücümde kahramanlıklar yapıcam, yeldeğirmenlerini yere sermeye çalışıcam, serdiğim yeldeğirmenlerinin yeldeğirmeni olduğunu bilsem de mutlu olucam.

bunu ukalalık olarak olmayın sakın, ben de inanmıyorum yaptıklarıma.

hahaha ulan, kim ne yapsın benim kapısını açık tutmamı.

100 truths

Rules: Once you’ve been tagged, you are supposed to write a note with 100 Truths about you. At the end, choose 25 people to be tagged. You have to tag the person who tagged you.  (bunu yapmicam, fazla tembelim, zaten blogu okuyan 25 kişi ya var ya yok, isteyen yazsın)

WHAT WAS YOUR:
1. last beverage= su
2. last phone call= teyzem
3. last text message= turkcell x3 - koray
4. last song you listened to= brassed off (rodrigo) - concierto de aranjuez
5. last time you cried= 2-3 hafta önce

HAVE YOU EVER:
6. dated someone twice= hayır
7. been cheated on= bilmem
8. kissed someone & regretted it= evet
9. lost someone special= evet
10. been depressed= evet
11. been drunk and threw up= evet

LIST THREE FAVORITE COLORS:
12. siyah
13. mavi
14. yeşil

THIS YEAR HAVE YOU: (2009)
15.Made a new friend = evet
16. Fallen out of love= hayır
17. Laughed until you cried= evet
18. Met someone who changed you= evet
19. Found out who your true friends were= haha, evet.
20. Found out someone was talking about you= farketmedim
21. Kissed anyone on your friend’s list= hayır
22. How many people on your friends list do you know in real life= (facebook için) 5-6 hariç hepsi
23. How many kids do you want to have= 1, belki 2?
24. Do you have any pets= köpenk, tarçın
25. Do you want to change your name= hayır
26. What did you do for your last birthday= kafepi
27. What time did you wake up today = 4.25 PM
28. What were you doing at midnight last night = Dota
29. Name something you CANNOT wait for= staj
30. Last time you saw your Mother= şubat/sömestr
31. What is one thing you wish you could change about your life?= uyku düzenim
32. What are you listening to right now= this is ivy league - the richest kids in town
33. Have you ever talked to a person named Tom= no
34. What’s getting on your nerves right now= avaz avaz, zeynep
35. Most visited webpage= google
36. Whats your real name = Remzi Can Şenel
37. Nicknames= ankthepot, elephants in my head
38. Relationship Status = gofret
39. Zodiac sign = yengec
40. Male or female? = erkeg
41. Elementary? = hacı halil bektaş i.ö.o.
42. Middle School = sevil kaynak i.ö.o.
43. High school/College = denizli erbakır fen lisesi
44. Hair colour = bilemedim.
45. Long or short = uzun gayet.
46. Height = 1.76m falan herhalde
47. Do you have a crush on someone? = meh
48: What do you like about yourself?= sürekli bu konuda atıp tutmama rağmen insanları kıracak şeyleri yapamamam
49. Piercings= yog
50. Tattoos = hayır

FIRSTS :
52. First injury = 2 yaşında, ameliyat.
53. First piercing= -
54. First best friends= orçun
55. First sport you joined = yakartop
56. First vacation= didim
58. First pair of trainers = ışıklar saçan bir reebok

RIGHT NOW
59. Eating = sigara izmariti
60. Drinking = su
61. I’m about to = yemeksepeti
62. Listening to = enjoy the ride
63. Waiting on= korofest

YOUR FUTURE :
64. Want kids? muhtemelen.
65. Get Married ? muhtemelen.
66. Career? etliye sütlüye karışmadan kod yazacağım/eğleneceğim/seveceğim sakin bir iş.

WHICH IS BETTER :
67. Lips or eyes= eyes
68. Hugs or kisses= kisses
69. Shorter or taller= shorter
70. Older or Younger = younger
71. Romantic or spontaneous = spontaneous
72. Nice stomach or nice arms = nice arms
73. Sensitive or loud = sensitive
74. Hook-up or relationship = relationship
75. Trouble maker or hesitant= hesitant

HAVE YOU EVER :
76. Kissed a stranger = hayır
77. Drank hard liquor= evet
78. Lost glasses/contacts = evet
79. Sex on first date= hayır
80. Broken someone’s heart = evet
81. Had your own heart broken = evet
82. Been arrested = hayır
83. Turned someone down = evet
84. Cried when someone died = hayır
85. Fallen for a friend? = evet

DO YOU BELIEVE IN:
86. Yourself = pek değil. hep şüpheli.
87. Miracles= evet
88. Love at first sight?= hayır.
89. Heaven= evet
90. Santa Claus = hayır
91. Kiss on the first date= evet
92. Angels= evet

ANSWER TRUTHFULLY:
94. Had more than 1 girlfriend/boyfriend at a time= hayır
95. Did you sing today? = evet
96. Ever cheated on somebody? = hayır
97. If you could go back in time, how far would you go? = ilk hatayı yaptığım ana.
98. If you could pick a day from last year and relive it, what would it be ? = bilmem.
99. Are you afraid of falling in love?= evet
100. Posting this as 100 truths? = evet

keep looking »